vay başıma gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vay başıma gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2013 Cuma

Sen Neyi Arşivliyorsun Hacı?
Ömer Faruk13 Eylül 2013 Cuma 0 yorum


Blogu açtım ama nasıl açtım, neden açtım, adı nerden çıktı bunlari hiç anlatmamışım. Ee o zaman bu yazının giriş bölümü blogunda giriş yazısı olsun. Efendim ben genel bloglar vs. siteler ile uğraştım hep. Kişisel yazılar yazmayı hep sevmişimdir ama genel bir blogta kişisel yazılar yazmak pek güzel olmuyordu haliyle. Absürd kaçıyordu. O zaman ben kişisel bi blog açayım aga dedim. Ama böyle internette meme(mim) haline gelmiş şeyleri, eski güzel şeyleri vs de bir araya toplayan bir arşiv sitem de olsun istiyorum. Haliyle ortaya kendi arşivime attığım şeyler ve kişisel yazılarımdan oluşan bir blöğrenci çıktı. Blogun ismini de çok düşündüm. Değişik birçok isim aklıma geldi ama sonunda en iyisini kardeşim buldu ve blogun adı Arşivleyen Adam oldu. Sonra da yazmaya başladım. Acaba blogger dan wordpress e geçsem mi diye de çok düşündüm. Ama sonunda burada kalmaya karar verdim. Yeter be Wordpress wordpress. Değişiklik olsun biraz. Sonra .com domain almaya karar verdim. Ama yoğunluğum yüzünden bir süre halledemedim. Birkaç gün önce ise sonunda satın almayı başardım ve şuan alan adım çalışıyor. Her şey güzel gidiyor len :)
 ...

Neyse birazda olaylardan bahsedeyim. Efendim sonunda yurtta yaşam normale dönmeye başlıyor. Yurdun normal açılma tarihi yaklaştığı için yavaş yavaş düzeni oturuyorlar. Şu geldi suuu. Sonunda geldi şu damacana. Soğuk ve temiz şu gibisi yok yav. Pazar akşamı yemek çıkacak yurtta. Artık tost yemekten bıktım. Yurt yemeklerini özleyeceğimi hiç sanmazdım sevgili okur. Resmen hasret kaldım. Sulu yemek gibisi yok :) Hızlandırma da bitti. Artık normal dershane günlerine devam.
...

Bu arada sevdiğim dizilerden Leyla ile Mecnun aynı kadroyla "Ben de Özledim" olarak geri geliyor. Bu süper bir haber oldu. Çok beklemesinler.

Blogger'da ortam çok güzel duruyor. Arkadaş ortamı oluşmuş bildiğiniz. Bakalım ben de görebilirim inşallah bu arkadaş gruplarının arasına. Aman beni yalnız bırakmayın lan!

Sevgilerle...

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Bir Öğrencinin Yurt Yaşamı
Ömer Faruk31 Temmuz 2013 Çarşamba 0 yorum



    Üzerine not: Bu yazıyı geçen sene farklı bir blogta yazmıştım. Üniversite yerleştirmelerinin açıklamasından dolayı tekrar paylaşmak istedim. Birkaç düzenleme yaptık buyrun...

   Üniversite yerleştirme sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı. Lise yerleştirmeleri de yakında açıklanır. Eğer yaşadığınız şehrin dışında bir okul kazandıysanız yurtta kalma ihtimaliniz oldukça yüksek. Lise iseniz kesin gibi bir şey de üniversitede de en azından ilk sene bu ihtimal oldukça fazla.
   Aslına bakarsanız yurtta kalmak çok güzeldir. Eğlencelidir. Arkadaşlarınızla sürekli birliktesiniz. Gerçek kanka kavramını orada anlarsınız bu kesin. O zaman hemen kendi yurt hikayeme başlayayım.
Öncelikle -bilenler olabilir- yatılı bir okulda okuyorum. Belirtmek isterim okuldaki 5. senem ama hazırlık olduğu için, kalmadım yani. Yani 4 seneden fazladır okulun yurdunda kalıyorum. Anlayacağınız bu konuda oldukça tecrübeliyim.
   Liseye geçtiğim ilk sene yurtta nasıl vakit geçiririm diye düşünüyordum. O zamanlar dizüstü bilgisayarım yoktu ve masaüstünüde götüremeyeceğim için internet sıkıntım olacaktı. Ayrıca televizyon var mıdır diye de kara kara düşünüyordum. Yurda bakmaya geldiğimizde gördüğüm anten ile televizyon olduğunu anlamış, hiç yoktan iyi demiştim.
   Neyse efendim okul açıldı geldik Aydın’a. Kaldığım odada üst sınıflardan da birileri vardı. Buna bende arkadaşlarımda henfikirizdir ki o ilk sene geçirdiğimiz en güzel seneydi. Odadaki büyükler hep kart oynarlardı. Bizde girerdik bazen aralarına, yer kalırsa. Yemekhane baskınları düzenlerdik. Gizlice içeri girer ne bulduysak ceplere doldurur odada ziyafet(?) çekerdik.

Kural 1: Yemekhane açıksa direk dal. Acıma. Ne bulduysan al ve odana götür. İllaki yenir onlar. Hatta bu 5 dakikayı geçmez.

   Tabi artık öyle yemekhaneden yemek falan yürütemiyoruz. Maymun gözünü açtı (lafın gelişi yani.Sözüm meclisten dışarı).
Beklemediğim bir şekilde televizyon kullanmıyorum. Hatta kullanmıyoruz. İstisnalar haricinde haftada bir gün televizyon izliyorum. Oda cuma günleri Yalan Dünya. Genelde odada gırgır şamatayla yada film izlemekle vakit geçiriyoruz.

Kural 2: Çok amaçlı salonu boş bulursan ve film varsa hemen filmi aç. Hiç bekleme. Arkadaşları da çağır. Ohhh..

   Bizim okulda tek bina çift yurt mevcut. İkiye bölünmüş bir binanın bir tarafı kız bir tarafı erkek.
Neyse burda genel yurt ortamından bahsedeceğiz. Lafı dolandırmayalım. Ben yurtta kalmayı seviyorum aslında. Lise için çok ideal. Kendinize çok iyi arkadaşlar edinirsiniz. Yemeklerinizi paylaşırsınız, kıyafetlerinizi paylaşırsınız, çoraplarınızı paylaşırsınız,i..  neyse bunu söylemiyim. Sonuç olarak ortak bir yaşam sürersiniz. Kıyafet falan neyse ama bir yurtta evden yemek getirip tek başınıza yiyemezsiniz. Adamın elinden zorla alırlar. Alırız.

Kural 3: Yiyecekleri saklamak gibi bir gaflet içine asla girme. Ayrıca arkadaşlarında yiyecekleri saklamak gibi bir gaflet, dalalet hatta hıyanet içine düşmüş olabilir. Dikkatli ol.

   Ayrıca yeni gelen kardeşlerimize ufak (!), şirin(!), azıcık korkutucu(!) şakalar yaparız. Bu yapılmazsa olmaz. İllaki yapılmalıdır. Kaçış yok.

Kural 4: Şakalara karşı tetikte ol. Kendini alıştırmaya bak. Dalga konusu olacak hareketlerden kaçın. İlerde yapacağın şakalar için büyüklerden taktikler öğren.

   Şimdi böyle anlatınca da yemeğinizi alırız, şakalar falan deyince korkmayın. Bunlar işin şakası elbet.
Neyse ben size resmi açıklayacaktım onu unutacağım. Efendim bazen yurtta sevmediğiniz yada size yeterli gelmeyen yemekler çıkabilir. Bu zamanlarda karnınızı doyurmak için farklı yollar türetmelisiniz. Yatılı öğrenci orjinal fikirler üretmelidir. Bu fotoğraf yaklaşık 4 ay önce falan çekildi. O gün sanırsam börek, makarna yanında da ayran vardı. Ancak kimi yemeklerin ikinci tabağını alamazsınız. O zaman her öğrenciye, her ortamda sınırsız verilen makarna ile değişik yiyecekler türetmelisiniz. Buda arkadaşımın bir çalışmasıydı. Ancak bunu yiyemeden yemeğini yemeyen birini gördü ve onu yedi. Böylelikle bu muhteşem fikir bir başka bahara kaldı.

Kural 5: Eğer doymadıysan; yok efendim ben başkasının tabağından yemem, iğrenirim gibi şeyleri unut. İğrenirsen ölürsün. (Bu çok sert mi oldu)

   Yurtta hocalar belletmen öğretmen olarak kaldığı için aramızın çok iyi olduğu hocalar var. Yani bu güreş tutmaya kadar gidiyor. Tabiki buda ilk geldiğimde bana ilginç gelmişti. İlkokulda böyle şeyler görmek zor. Tabiki aranızın iyi olduğu hocalar size bazen kolaylıklarda sağlayabiliyor.

Kural 6: Eğer dışarıya kaçacaksan iyi geçindiğin hocalarda kaçmaya özen göster. Üç beş yağ yap paçayı kurtar.

   Emin olun 4 ve hatta sbl ye giderseniz 5 sene boyunca yurda çok fazla alışıyorsunuz. Kimi zaman çok iyi anlaştığınız büyükleriniz mezun olduğunda  hüzünlenirsiniz. Ancak elbet birgün ayrılacaksınız. Ben 2 sene daha yurttayım ama eminim ki ayrılmak beni çok üzecek.

Sevgi ile...
2011, tugraweb.net

Siz Nereye?
Ömer Faruk 0 yorum


   Yolculuklarımı genellikle tren ile yaparım. Bir çok yönden daha iyi. Öncelikli olarak fiyatı daha uygun. Otobüs firmalarının yarı fiyatı neredeyse. Ee nerede ucuz orada öğrenci. İkinci olarak sıcaklığı, sohbetleri güzel. Kaybetmeye başladığımız o "sıcak Türk milleti" oluşumuzun hala yaşadığı yerler. Mesela 9. Sınıfta tren ile Aydın yolunu git gel yapmaya başlamamın ilk zamanlarında yanıma oturan bir abla ile yol boyunca muhabbet etmiş, arkadaş olmuştuk. Sonraları tren yolculuğundan tren yolculuğuna olan bir dostluğumuz olmuştu. Bazen tren o kadar kalabalık olur ki ayakta duracak yeri bile zor bulursunuz. O zamanda mimikler ile anlaşırsınız. Bu yüzden trenleri seviyorum.

   Yine tren ile Manisa'ya gidiyorum geçenlerde. Hemen arkamda dörtlü koltuk var - bir vagonda 2 adet oluyor bundan - . 4 tane teyze oturmuş. Birbirlerini hiç tanımıyorlar. Belki bir daha da görmeyecekler. İlk başta oturuyorlar sessizce. Birinin o cümleyi söylemesini bekliyorlar. Çok uzun da sürmüyor bu bekleyiş zaten. Birden birisi atılıyor "Siz nereye?". Birisisnin gittiği yerde öbürünün kardeşi oturuyor, onun eltisi bunun yeğeniyle komşu, neler neler çıkıyor. Kültürleri çok farklı insanlar normalde. Birisi Manisa'nın bir ilçesinde öbürü Diyarbakır'ın bir ilçesinde. Birbirine çok uzak iki farklı il, iki farklı kültür. Ama buluşacak, kaynaşacak bir nokta her zaman var. Birisi "Benim abimde Diyarbakırlı birisini sevdi, onla evlendirdik" diyor. "Her yer bizim doğusu batısı mı var" diye konu bağlanıyor. Bu muhabbet yolculuk boyunca devam ediyor. İkisinin evi birbirine yakın çıkıyor. Gider geliriz birbirimize diye sözleşiliyor. Gruptan eksilen bir kişi hayırlı yolculuk duaları vedalaşıp gidiyor, kırk yıllık ahbap gibi. Eksilen yeri dolduran yeni teyzenin de muhabbete katılması çok sürmüyor.
   Şimdi "bütün yolculuk boyunca teyzeleri mi dinledin, ayıp" diyeceksin biliyorum sevgili okur. Ancak bu bizim milletimizin en güzel yanlarından birisi. Gün geçtikçe kaybettiğimiz bir yanımız. Büyük şehirlerdeki yolcu otobüslerindeki soğukluk, kimsenin başkasının suratına bakmadığı, kendinden başkasını düşünmediği o ortamlardan sonra, bu sıcak ve şirin tabloyu görmek içimi rahatlattı sevgili okur. Hala aynı Türk Milletiyiz biz dedim. Hala bir yerlerde var bu güzellikler. Ve bunlar devam ettikçe feriştahı gelse bölemez, ayıramaz bizi. "Her yer bizim, her yer Türkiye toprağı, hepimiz bu vatanın çocuklarıyız" diyen teyzelerimiz, amcalarımız ve inşallah gençlerimiz oldukça bize hiçbir şey olmaz.
   Yolculuğumun yarısına geldim henüz. Teyzelerde indi sırasıyla. Yeni birileri oturdu oraya. Onlarda da o meşhur cümle söylenir birazdan. Ama benim uykum geldi biraz. Zaten güzel duygular içerisindeyim, içim biraz daha rahatladı. Şöyle huzurluca uyuyayım bunu kimse bozmadan.
   Sevgi ile.
Dibine not: Günlük kategorisindeki yazılarımda sizlere şarkı da paylaşacağım. Bu yazının şarkısı burada